eh, tatil yavaş yavaş bitiyor. dolaptakileri bitirme çabası başladı. artık yeni alışveriş yok, mevcutları tüketmeye yönelik pişiriyorum. pazar yeri insana her ne kadar ilham veriyorsa, mecburiyet veya yokluk da aynı derecede kafayı çalıştırıyor.
elimde bolca sarı kiraz domateslerden var. kırmızı ve pembe domatesler de gani. öyle olunca, sarıları pişirmeye karar verdim. pilaki hemen akla gelen oldu. bol piyaz soğan -ne de olsa onları da bitirmek gerekiyor- kalmış tek çarliston, pul sarımsaklar, hepsi tencereye. tabii bolca sızma ile. onlar yumuşarken, bir avuç da pirinç. az su ekleyip, kapağını kapattım. malum pirinçler domateslere göre daha uzun pişerler. hepsini aynı anda atsam, domatesler çamur olacak. pirinçler pişince, domatesler ve fesleğen yaprakları. 3 tek de küp şeker. karıştıra karıştıra pişirdim. uzun da sürmedi zaten. ateşten alınca, yabani semizotu yapraklarından, maydanoz yerine. ikisi de mayhoş, ama elde bol olup, bitirilmesi gereken semizotları. böyle azar azar birşeylere ekleyerek bitmeyecek, yarın onlara da bir numara çekmek lazım.
neyse, pilakiyi servis kabına alıp, tazecik fesleğen yapraklarını da sağına soluna tıkıştırıp, soğumaya bıraktım. akşama üstüne çiğ sızma gezdirip, sofraya koyacağım. belki biraz daha da fesleğen. bir fırt da taze çekilmiş karabiber.


[...] Ayvalık’taki son günlerim. yine buzdolabındakileri temizleme zamanı. epey bir ekmek var, gidene kadar bitirmeme imkan yok. biraz çipes de kalmış. az bir ıspanak, 3-5 tane Brüksel lahanası, bir de şu meşhur horoz suyunun kalanı. eh, o zaman çorba yapılacak demek ki. hava da buz gibi zaten. [...]