sonunda Ayvalık’tayım. hava hiç olmadığı kadar soğuk. bir de üstüne buz gibi eve girince, canımıza okundu. elektrikli radyatör de yanıyor, soba da gürül gürül, ama henüz ‘bana mısın’ demiyor. çorba şart.
yanımda tavuk suyu getirmiştim, gerisi kolay ayarlandı. evde yeşil mercimek, muhtelif baharat, bir de aylar öncesinden buzdobında unutulmuş, üstelik üstü açık kaldığı için kurumuş Meksika biberleri vardı. babamdan ıspanak, soğan ve ev eriştesi, Çağlayan’la Murat’tan da iki limon, bir havuç, biraz da dereotu ve maydanoz aldım. Allah komşulardan ve unutulan biberi atmayan temizlikçiden razı olsun.
yarım soğanı ve küplediğim havuçları zeytinyağında çevirdim. kimyon ve kişniş tohumlarını havanda dövüp, tencereye ekledim. mercimekleri kara suyunu atsın diye, ayrı bir tencerede bir taşım kaynatıp, yarı pişmiş halde eriştelerle esas tencereye kattım. tavuk suyunu da koydum. kaynayınca hemencecik oldu. içine doğranmış ıspanaklar. zaten hemen sündü, çorba da tamam oldu.
biraz daha kimyon ve kişniş dövüp, irice kıydığım Meksika biberiyle karıştırdım, dereotu ile maydanozu kıydım, limonu kestim, hepsi sofradaki yerini aldı. kim ne isterse, nasıl isterse çorbaya katsın diye. ben sadece baharatları, babam taze otları, Canan ise herşeyi koydu. ikişer tabak içince de hem doyduk, hem kendimize geldik.

[...] evde toz şeker olmadığı için küp şekerleri de dövdüm. içine deniz tuzunu ve hani şu buzdolabında unutulup da kurumuş Meksika biberinden bir gıdım katınca oldu. hıyarları uzunlamasına ince ince dilimledim. bir an düşündüm, [...]
[...] içinde de ateşi kapattım. tabaklara paylaştırdım, biraz daha sızma, birazcık da hani şu buzdolabında-kalmış-da-kurumuş Meksika biberinden kırıkladım. Share this:ShareTwitterFacebookEmailPrintLike this:LikeBe the first to like this [...]