bir maceraya başladım, horoz pişireceğim.
yıllar evvel bir kere annemle horoz pişirmeye kalkmıştık, o da mecburiyetten. Marmaris’te misafiri olduğumuz evin kümesindeki bir horozun kesilmesi gerekiyordu, annem atlamıştı, “Coq au Vin” yapalım diye. şimdi böyle düşününce, ‘onu-da-yapalım-bunu-da’ tutumunun annemden bana geçtiğini görüyorum. oburluk genetik yani. kader!
ev sahipleri, tabii ki, annem gibi yemek pişiren birini bulmuşken, teklifi ikiletmediler. biz de kendimizi yolunmuş bir kart horozla baş başa bulmuştuk. bütün gün pişti pişmedi derken, 9 saatin sonunda, çok lezzetli ama kayış gibi bir horozu akşam yemeği niyetine yedik. daha doğrusu yiyemedik. horoz konusu da o gün kapandı. yıl 1991.
şimdi yıl 2012 ve Ayvalık’tayım. babamın yardımcısı Yüksel’in köyünde Hint tavuğu diye bir yaratık varmış. ben daha önce hiç duymamıştım, ama babam biliyormuş, uzun boyunlu uzun bacaklı olur onlar dedi. neyse, geçenlerde köyden getirtmiş, ama horozu kesilirmiş o köyde, yani horoz gelmiş, babam da döküm tencerede pişirmiş. ‘çok kısık ateşte 3,5 saatte pişti, nefaset oldu’ diye anlatınca, ben de heves ettim, babamdan geri kalacak halim yok ya!
bahaneyi de Tulya ve Fırat’ta buldum. yemek yapsak, şömine başı keyfi yapsak filan derken, horoz yapalım, döküm tencerede şöminede pişirelim diye hemen atladım. işte aynı annem: elalemin evinde, kendi mutfağın-düzenin olmayan bir yerde, ne atlıyorsun öyle sazan gibi. kendi düşen ağlamazmış.
evvelsi gün 2 adet horoz geldi, kesilmiş yolunmuş. ama tüm iç takımlar yerinde. temizledim, hayvanları 2′şer but, 2′şer göğüs olmak üzere parçaladım. hayvanlar ufak, iyice körpe, ama aynı oranda da yağsız. butları ve göğüsleri bir kavanozda marineledim. ilginç olmak adına değil, sadece evde horozun parçalarını sıkışık düzende içine alacak, buzdolabında bekleyecek, sonra da Tulya’nın evine seyahat ederken sağından solundan akıtmayacak herhangi bir kap olmadığı için. kavanoz tüm bu görevler için en uygunu.
marine işini hallettikten sonra, karkaslar, boyunlar ve kanatlarla tavuk suyu çıkardım. yada belki horoz suyu demek lazım. hemen o akşam horoz suyuna şehriye çorbası yaptım, içtik.
ertesi gün akşamüstü vakitlice çıktım Tulyalar’a gittim. yanımda horozların olduğu kavanozum. döküm bir tencere çıkardık. horoz parçalarını zeytinyağında çevirdim. tencerenin dibine marinenin içindeki soğan ve taze otları koydum. üstlerine horozlar ve marinenin suyu. suyu dediysem de, aslen beyaz şarap.
saat 17:30′da tencerenin altını yaktık. annemin 9, babamın 3,5 saati, “bakalım benim ki kaç saatde olacak, acaba akşam yemeğine yetişecek mi” derken horozlar 18:15′de tamam oldular. hem de ne tamam olmak, kemiğinden ayrılacak gibi. sadece 45 dakikada horoz mu pişermiş? bütün sistemim alt üst oldu. sofra hazır değil, pilav pişmemiş. uzun pişecek diye, ona göre de bol su koymuşum, öyle cangıl cungul kaldı. ben ne hayal etmiştim? uzun uzun pişecek, kendi suyuna kalacak filan. boş hayallermiş.
mecburen hayvanı başka bir kaba aldım, biraz da suyundan. şöminede kenara çektiğimiz korların üstünde sıcak tuttuk. kalan suyu süzüp, bir kavanoza doldurdum, ev sahipleri bilahare kullansınlar diye. pilava giriştim. Tulya da sofrayı hazır etti. pilav demlenirken, biz de sofraya kurulduk. öndekilerden çimlendik. sıra horoza geldi. av eti gibi bir tadı vardı, bildiğimiz tavuklarla alakası yoktu. fazla pişmiş olmasaydı, çok iyi diyebilirdim, ama n’apalım ki, diyemem. böylelikle Hint horozu operasyonu bitti. Allah’tan pilav şahneydi.





Çulluk niyetine Horoz: Demek ki horoz pişirme merakı sadece bende değilmiş. Benim ki de aslında mecburiyetten oldu. Geçen hafta büyük av hayalleriyle Çanakkele de bir arkadaşın evine yollandık. Çanakkale dediysem Ezine, Ezine dediysem, Gülpınar.. Yani Assos 50km. Git git bitmedi.. Hava da Lodos’a döndü mü; Benim av yalan oldu.. Oh! olsun iyi olmuş diyen çoktur..Dönüşte Ezine de pazar vardı. Elimiz boş gitmeyelim Hanım bizi eve almaz, köylü pazarını bir dolaşalım dedik. Ot, yumurta derken gözüm ona takıldı. Heybetli, parlak, efe efe dolaşıyor… Bu da ince bacaklı, uzun boylu ama Hint horozu değil. (Ezine Horozu..) Bizim arkadaş girişti, tüylerinin altına baktı, mahmuz-ibik kontrolü derken ‘tamam’ dedi. Pazarlık-Şamata-Şaklabanlık derken koca horoz çeyrek saatte koltuğumun altındaydı. Yol boyu bize arkadaşlık yaptı. Arabada köpeklere bile kafa tuttu iyi mi? Eve gelince hijyenik bir kesim ortamı hazırlattım. Kesim işini ben yapmadım onu söyleyeyim. Bu kadar vakti birlikte geçirince duygusal bir bağ oluşuyor çünkü. Uzun kuyruk tüylerini sakladım. Renkleri muhteşem.Şimdi bunu nasıl pişirsek derken… Bu tarif bize yol gösterebilir. Neticeyi merak edenlere yine yazarım.
[...] unu kavurunca, ılıttığım sütle, yağsızı vardı evde, az açtım. biraz geçen günden horoz suyu kalmıştı, ondan, biraz da normal su. tabii tuz. kaynayınca da kuzu kulakları. hemen, 3 dakika [...]
Köylerde tavuk pek kesilmez, malum sebepten… Bizim de çiğnemekten yorgun düştüğümüz kayış gibi sadece suyundan yararlanabildiğimiz, bir horoz maceramız var.:))
Yılbaşı öncesinde salamura şeklindeki marine tavuğu denemiştim ve tadı çok güzel olmuştu, sadece şarapla ve taze otlarla yaptığınız marıne nasıl olur onu da merak etmedim değil, afiyet olsun.
Sevgiler.