Feeds:
Posts
Comments

NY’de son öğlen yemeğimiz. yemekten sonra Katie başka işlerin peşine koşmaya, ben uçağa. ABC Kitchen’da rezervasyonumuz var. niye burası diye sordum, şu kocaman ev eşyaları satan dükkanın içinde olduğunu öğrenince. doğal, günlük malzemeyle sağlıklı ve lezzetli yemekler varmış.

içeri 12:05′de girdik. 1-2 masa hariç boştu. sadece 15 dakika içinde tıka basa doldu. ve hep rezervasyonlu. anlaşılan öğle yemeklerinde popüler. müşteriler geniş bir yaş gurubunda, 20′lerinden 70′lerine herkes var. ama o herkesin ortak özelliği, maddi imkanlarınının ferahlığı; üstlerden başlardan, hallerden tavırlardan belli. sanki Abdi İpekçi tayfasının House Cafe ve Kantin’le harmanlanmış halı gibiler. mönü de öyle. turist yok. yani benim dışımda.

20120523-181719.jpg

20120523-181606.jpgönden iki ekmek üstü söyledik, ramp’li, Türkçe’sini bilmiyorum, bir de yengeç etli. sonra da, hiç kendimize, oburluğumuza, şöhretimize yakışmayacak sekilde, Katie’ye salata, bana vejetaryen bir burger söyledik. salata tüm Istanbul kafelerinde rastladığımız kişiliksiz salataların belki biraz daha lezzetli bir versiyonuydu. İstabul hanımları gitmeli, rahat ederler. benim burgerim doğrusu fena değildi. muhtelif bakliyatla tutulmuş; havuç, kişniş ve bir yoğurt sosla, tam buğday pitasının içine konmuş. bence tek eksiği keskin bir tattı, mesela soğan turşusu gibi. zira tüm bileşenler bir arada hafiften fazla tatlıydı.

20120523-012833.jpg taa buralara gelip, meşhur Jim Lahey’in meşhur Sullivan Street Bakery’sinden ekmek denememek olmazdı. denedim. valla, övünerek ve kollarım kabararak söyliyebilirim ki, benim ekmeğimden daha iyi değil. bir de, neyse anlamadım ama, burada yediğim tüm iyi ekmeklerin kabukları yanıktı. evet, yanık. anlıyorum, çıtır kabuk makbul, ama bence yanık olmamalı. sadece Lahey’in değil, pek çok başka ekmeğin de kabukları yanıktı. ben almayım, çıtır evet, yanık hayır.

20120523-014120.jpg

20120523-014152.jpg

iç açıcı, ferah, tamamı bir fotoğraf gibi.

20120523-005521.jpg

20120523-005645.jpg20120523-005745.jpg
croissant, kouign amann, brownie hepsine baktık. biz çıkarken, ufak pastalar, minimini petit feures tezgaha çıkıyordu. resim gibi.

isteyen buradan inceleyebilir.

sabahki kahvaltıdan sonra aslında birşey yiyecek halimiz yok. yine de, şöyle bir Çin yemeden New York’u terketmek olmaz. tabii bu sadece bizim gibi oburların fikri olabilir.

20120522-230929.jpg20120522-233300.jpg20120522-233418.jpg Katie’nin gittiği, bildiği bir yer varmış, ona gittik. batı 39. sokakta, Szechuan Gourmet. gurmeliğini bilemem, ama herşey acı, herşey köküne kadar sarımsaklı. çıktığımızda gözeneklerimden bile sarımsak kokusu taşıyordu. tabii ki, bir sürü çeşit söyledik. Allah’tan hepsini bitirmedik.

3 yemek var ki, çok beğendim. biri bir dumpling, acılı ve sarımsaklı bir sosun içinde yüzerek geldi. çay yapraklarıyla fümelenmiş ördek pek bir güzeldi. günün sürprizi dana dili ve tendonla yapılmış, soslu, acılı, sarımsaklı, taze soğanlı ama, dikkat mühim nokta burası, SOĞUK işkembe. yıkılıyordu. hiç aklıma gelmezdi doğrusu.

fotoğraflar: Katie Parla
photos courtesy of Katie Parla

deli gibi yağıyor. bu havada ne yapacağımızı bilemedik. üst baş açısından hazırlıklı da değildik. yağmur yağıyor diye, gidip alışveriş yapacak halim de yok. bir taksiye atlayıp, Ace Hotel’e gidelim, hem Breslin’de kahvaltı ederiz, hem de sonrasında yağmur dinene kadar, otelin lobisi pek havalı, orada takılırız diye düşündük.

iyi de düşünmüşüz. Breslin’de kahvaltı mutluluk vericiydi. önce “oven-baked 3 cheese sandwich w/h smoked ham” üstüne de “lemon ricotta pancakes w/h orange marmalade and candied almonds” paylaştık.

20120522-235201.jpg

20120522-235224.jpg

fotoğraflar: Katie Parla
photos courtesy of Katie Parla

metrodan indik, epey bir yürüdük. ben, Katie’ye saydırdım, yüzüne, ‘inşallah iyidir, beni bu kadar yürütüyorsun’ diye. o da ilk defa gidiyor, bilmiyor, cevabı yok. ikimiz de iyi olduğunu umuyoruz. yürüyoruz.

20120521-175807.jpg farklı bir mönüleri var. belirli bir gruplama yok, karışık. biz istediklerimizi seçtik, sıralamayı onlara bıraktık. şarabı zaten daima Katie seçer, yine öyle oldu. ben sadece ağır bir kırmızı istemediğimi söyledim. ilginç bir roze seçmiş. neredeyse kırmızı şarap renginde, hafif tatlı, Vinsanto’yu da anımsatmıyor değil. müthiş bir şarap. hastası oldum. ne yapıp, edip İstanbul’a getirtmenin bir yolunu bulmalıyım. Grolleau üzümünden, Anjou bölgesinde yapılma, “naturel” diye tanımlanan şaraplardan. naturel, şarapta, o da ne derseniz; bağlarda kimyasal ilaç kullanılmadan yetiştirme yapıyorlar. sonra da, şarabı yaparken de, sülfür kullanmadan meyvenin üzerindeki doğal bakterilerle mayalamayı sağlıyorlar.

20120521-181907.jpg ilk yemek geldi,”tartare, sunchoke, flax, creme fraiche”. evet, yürüdüğümüze değmiş. tartare gerçekten iyiydi, tek sorun porsiyonu azdı. o kadar leziz ki, biraz daha yemeğe devam etmek istiyorsun. tabaktaki kırıntıları bile temizledim.

20120521-183200.jpg sırada bir salata var, “homage to bras’ salad”. yemek değil, resim. herşey çiğ, yumurta sarısı dahil, herşey bebecik ve kütür kütür. bakla içleri, bezelyeler, kabuklu-kabuksuz, tanımadığım yeşillikler ve çiçekler. tabaktaki herşey yeniyor ve herşey şiir gibi.

20120521-183704.jpg derken kalamar geldi. girdiğimizde görmüştüm, odun fırınları tam gaz yanıyor, alevli, ve içlerinde döküm tavalar duruyor. siparişin zamanı gelince, kalamarı yağlayıp, o tavanın içine atıyorlar. yaklaşık 4 dakika. sonra da tabaklıyorlar. bu kadar basit. lokum.

20120521-184332.jpg devamında “broth, foie, asparagus, ramp, spelt” geldi. aman Tanrım! hayatımın gerisini o suyun içinde geçirebilirim. tarifsiz. et suyundaki katmanları, kaz ciğerinin kaymaksılığı, sebzelerin kırt edişi, tüm bileşimin rafinmanı, tarifsiz.

20120521-185149.jpg et suyundan sonra, “porridge, fava & pea ragout, gat cheese”. yulaf yerine, spelt’den bildiğin bulamaç yapmış, iç bakla, bezelye eklemiş, üstüne de keskin bir keçi peyniri rendelemiş. hafiften tuzlu olması dışında, tam benim evde yapıp, yemekten hoşlanacağım gibiydi. nedense, böyle bulamaç gibi yemekleri pek severim. iyi gözükmezler, iyi fotoğraf vermezler, ama tatları insanın hem damağına hem ruhuna iyi gelir.

20120521-190237.jpg en son olarak da ördek göğsü “duck breast, shiitake, potatoes, smoked onions” geldi. ördek tam kıvamında pişmiş olmasına karşın, diger yemeklerin özgünlüğünü taşımadığı için, biz de biraz hayal kırıklığı yarattı. şımarıklık işte.

mönüde ekmek, peynir, jambonu ve tatlı dışında toplam 10 kalem vardı ve biz 6′sını yemiş olarak kalktık o masadan. hem yediklerimizden, hem şaraptan, hem de servisden çok memnun kaldık. hesap, yediklerimizin kalibresi karşısında, saçma uygunlukta geldi. tekrar gelir miyim? kesinlikle. ama bu sefer taksiyle.

eski Fulton Fish Market’in olduğu yerde her Pazar kuruluyor. Nisan başından Aralık’a kadar. amaç, civardaki yerel artisanal küçük üreticilere bir şans tanımak. ekmek çeşitlerinden meyve sebzeye, yabani otlardan şıraya, belli kriterlerin içindeki herkes malını, üretimini alıp, geliyor ve aracıya gerek kalmıyor. tüketici de zorlanmadan özel olana ulaşabiliyor. her iki taraf içinde kazançlı. tabii bir de benim gibi turistler için.

20120521-045217.jpg

20120521-045733.jpg20120521-045816.jpg

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 2,081 other followers